3 Aralık 2011 Cumartesi

GELİR DAĞILIMI KAVRAMI VE GELİR DAĞILIMI YAKLAŞIMLARI


İÇİNDEKİLER

GİRİŞ 3
I. BÖLÜM: GELİR DAĞILIMI KARAMI VE GELİR DAĞILIMI TÜRLERİ 4
A. Tanımlar 4
       B. Gelir Dağılımı Türleri 5
1.      Fonksiyonel gelir dağılımı 6
2.      Kişisel gelir dağılımı 6
3.      Sektörel gelir dağılımı 7
4.      Bölgesel gelir dağılımı 8
5.      Eğitim durumuna göre gelir dağılımı 9
6.      Meslek gruplarına göre gelir dağılımı 9
7.      Sosyal gruplara göre gelir dağılımı 9
   a) Ücretli ve maaşlılar 10
   b) Küçük esnaf ve sanatkarlar 11
   c) Kendi hesabına çalışalar 11
   d) İşverenler 11
   e) Emekliler 12
8.   Cinsiyete göre gelir dağılımı 12
II.BÖLÜM: GELİR DAĞILIMI YAKLAŞIMLARI 13
A. Fizyokratik Gelir Dağılımı Yaklaşımı 13
B. Klasik Gelir Dağılımı Yaklaşımı 15
                  1. Ricardo’nun gelir dağılımı yaklaşımı 15
                  2. Marx’ın gelir dağılımı yaklaşımı 17
C. Neo-klasik Gelir Dağılımı Yaklaşımı 17
D. Keynesyen Gelir Dağılımı Yaklaşımı 19
SONUÇ 20
KAYNAKLAR 21



GİRİŞ


     Gelir dağılımının adaletsiz olduğu bir ülkede toplumun fertlerinin huzursuz olması doğal bir durumdur. Eşitsizlikleri olabildiğince azaltmak ve gelir payı düşük olan kesimlerin gelirlerini ekonomik gelişmelere paralel olarak artırmak toplumsal refah için oldukça önem taşımaktadır. Sadece var olanı paylaşmak değil, ülkedeki kaynakların dengeli dağılması sonucunda piyasa genişlemesinin sağlanacağı, ekonomide başarıların artacağı bir gerçektir.

     Toplumun tüm özelliklerini ortaya koyan ve tüm bireylerini ilgilendiren gelir dağılımı; iktisatçılar tarafından yıllardır süregelen bir inceleme konusudur. Bu nedenle bazı düşünürler tarafından, çeşitli yaklaşımlar ortaya konmuştur. Bu yaklaşımlar ortaya çıkarıldığı dönem ve toplumlar açısından bakıldığında gelir dağılımı konusunda ışık tutar durumdadır.

     Bu çalışmada öncelikle ilk bölümde gelir dağılımına kavramsal açıdan bakılmış ve dağılım türleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise; gelir dağılımı konusuna yapılan yaklaşımlar incelenmiştir.
                                                  I.   BÖLÜM
GELİR DAĞILIMI KAVRAMI VE
GELİR DAĞILIMI TÜRLERİ

A.         Tanımlar

Gelir, üretim ve hizmet süreçleri sonucu elde edilen parasal ya da nesnel boyutlu
          getiridir.

               Gelir; bir kişiye, bir topluluğa belli zamanda, belli yerlerden gelen para
olabileceği gibi üretim ve hizmet süreçleri sonucunda elde edilen parasal ya da nesnel getiri olarak da değerlendirilebilir.

     Gelir dağılımı; belirli bir dönemdeki toplam gelirin elde edilmesine katkıda bulunanların bu gelirden almış oldukları paylara denir.[1]

     Gelir dağılımı, bir ülkede yaşayan bireyler tarafından üretilen mal ve hizmetlerden elde edilen toplam gelirin, yine o ülkedeki bireylere dağılım araçları ile paylaştırılmasını veya bölüşümünü ifade eder.[2]

         Gelir dağılımı bir neden değil, bir sonuçtur. Uygulanan toplumsal ve ekonomik
politikaların, gelişmelerin zaman içindeki evriminin doğrudan bir yansımasıdır. Üretim araçlarının mülkiyeti, kamu hizmetlerinin düzeyi, toplumsal ve geleneksel ilişkiler, işgücünün örgütlenme düzeyi ile yatay - dikey hareketliliği, siyasal katılma biçimleri ve tüm bunların zaman içindeki değişimi gelir dağılımını belirler.

      Gelirin tüketime mi, yoksa yatırımlara mı gideceği gelir sahiplerince belirlendiği için, gelir dağılımıyla yatırımlar arasında doğrudan bir ilişki var denilebilir. Bu noktada ekonomi politikalarına yön veren en önemli öğelerden birisi gelir dağılımıdır. Gelir dağılımını ortaya koymaktaki amaç sadece gelirin araştırılması değil, aynı zamanda milli geliri oluşturan faktörler arasındaki sosyal ilişkileri ve dağılım ilişkilerini de incelemektir.


B.     Gelir Dağılımı Türleri

Bazı kriterler göz önüne alınarak, eldeki verilere dayalı bir şekilde gelir dağılımı aşağıdaki çeşitlere göre kategorize edilebilir:

8.      Fonksiyonel gelir dağılımı
9.      Kişisel gelir dağılımı
10.  Sektörel gelir dağılımı
11.  Bölgesel gelir dağılımı
12.  Eğitim durumuna göre gelir dağılımı
13.  Meslek gruplarına göre gelir dağılımı
14.  Sosyal gruplara göre gelir dağılımı
8.   Cinsiyete göre gelir dağılımı

     Genellikle ilk dört gelir dağılımı türüne göre karşılaştırma yapılır; ancak diğer türlerde de karşılaştırma yapılması daha ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilmesini sağlayacaktır.



1.   Fonksiyonel gelir dağılımı

     Üretim sonucunda ortaya çıkan gelirin, üretim faktörleri ve sosyo-ekonomik gruplar arasındaki paylaşımını ortaya koyan bir dağılım türüdür. Gelirin faktörel dağılımı olarak da ifade edilir. Ülke içinde yaratılan milli gelirin, üç temel üretim faktörü (işgücü, sermaye, toprak) sahipleri arasında nasıl bölüşüldüğünü göstermektedir. Bu bölüşümle, üretimin ne kadarının emek sahiplerine ücret olarak, sermayedarlara faiz olarak ve toprak sahiplerine rant olarak dağıtıldığı incelenmektedir.

     Bu dağılım, milli gelirin çeşitli sosyal tabakalar arasında nasıl dağıldığını, milli geliri üretime katılan üretim faktörleri sayısı kadar bölerek gösterir. Bu tür dağılım, sosyal sınıfların kendi içlerinde olası farklılıkları göstermez.[3]


          2.   Kişisel gelir dağılımı

     Toplam gelirin; toplumu meydana getiren bireyler, aileler ve gruplar arasındaki dağılımını ifade eder. Gelirin fertler ya da haneler arasındaki dağılımı ön plandadır. Bu dağılım yapılırken kişiler eşit olarak düşünülür ve sosyal sınıf farklılıkları göz önüne alınmaz.

     Kişisel gelir dağılımından beklenen ilk hedef hanehalkları arasındaki gelir eşitsizliklerinin belirlenmesidir. Kişisel gelir dağılımı bireysel ve statiktir.[4]

     Karşılaştırma yapılırken kişisel gelir dağılımı daha yaygın kullanılan bir yaklaşımdır. Çünkü fonksiyonel gelir dağılımı daha sınıf temelli analizler yaparken, kişisel gelir dağılımı bir ekonominin performansını uluslar arası düzeyde ortaya koymaktadır.

     Kişisel gelir dağılımı yapılırken; ülke nüfusu en düşük gelirli gruptan en yüksek gelirli gruba doğru beş eşit bölüme ayrılır ve her %20‘lik grup başına düşen milli gelir hesaplanır. Gruplara denk gelen milli gelirin toplam milli gelire olan yüzdesi hesaplanarak beş grup arasında karşılaştırma yapılır. En düşük gelirli %20 ile en yüksek gelirli %20 kesim arasındaki gelir farkı ne kadar büyük olursa, gelir dağılımındaki adaletsizlik o kadar fazla demektir.

     Bu konudaki ilk çalışma Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1963 yılında yapılmıştır. 1968 yılında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nün yürüttüğü çalışma onu takip etmiştir. 1987 yılında Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yapılan Hanehalkı Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi; beş bölge bazında ve kent-kır ayrımında gelir ve tüketim farklılaşmasını belirlemek üzere, Türkiye genelini kapsayan ilk anket olarak düzenlenmiştir. İkinci büyük araştırma olan ve Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından uygulanan 1994 Hanehalkı Gelir Dağılımı Anketi’nde 7 coğrafi bölge, 19 bağımsız il merkezi ve kent-kır ayrımında Türkiye geneli kapsanmıştır.[5]


3.   Sektörel gelir dağılımı

     Milli gelirin ekonomideki üretim sektörlerine (tarım, sanayi, hizmet, ticaret ve diğer sektörler) göre nasıl dağıldığını gösteren bir dağılım türüdür.

     Sektörel gelir dağılımı, o ülkenin ekonomik gelişimi açısından da bilgi verir. Yıllar içerisinde o ülkenin endüstrileşme sürecinde hangi konumda olduğu, hangi sektörlere ağırlık vermesi veya vermemesi gerektiği gibi konularda ülkelere politika önerileri açısından oldukça önemli bir dağılımdır.

     Genel olarak bir ülkede ekonomi geliştikçe tarım sektörünün gerileme göstermesi, buna karşılık olarak da hizmetler ve sanayi sektörlerinin gelirden aldıkları payın artması olağandır. Türkiye ekonomisinin üretim yapısı; sanayinin ve bilgiye dayalı hizmet sektörlerinin payı yüksek olan ekonomilerle yarışacak düzeyde değildir. Çünkü Türkiye’de tarım sektöründeki çalışan birey sayısı, diğer sektörlere göre oldukça fazladır. Ayrıca çalışan kişilerin bir kısmının da ücretsiz çalıştırılan aile bireylerinden oluştuğunu düşünecek olursak; bu sektör başına düşen gelir oldukça düşüktür.


4.   Bölgesel gelir dağılımı

     Bir ülkede yaratılan gelirin, çeşitli kriterlere göre belirlenmiş bölgeler arasındaki dağılımını ifade eder. Bölgeler coğrafi olarak belirlenebileceği gibi iktisadi kriterlere göre de (gelişmişaz gelişmiş, kentkır, sanayitarım gibi) belirlenmiş olabilir.

     Bu dağılımı yapmanın, o ülke için bölgesel gelişme farklılıklarını ortaya koymada ve politika tedbirlerinin şekillenmesinde kılavuz olma gibi faydaları vardır.

      Bölgeler arasındaki gelir dağılımı dengesizlikleri; tarım, sanayi, ticaret, hizmet, haberleşme, ulaştırma, sağlık, eğitim, demografik ve sosyal göstergeler bakımından farklılıkların olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle gelir dağılımındaki dengesizliklerin tek başına ele alınmaması, buna neden olan sosyo-ekonomik etmenlerin değerlendirilerek çözüm yollarının buna göre aranması gerekmektedir.[6] Böylece her bölgeye ait sorunlar, kendi olanakları ve koşulları çerçevesinde çözüme ulaştırılmış olur.

     Türkiye’de bölgesel bazda gelir dağılımına bakıldığında VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı ve sonrası dönemlerde çok fazla bir değişme meydana gelmemekle beraber Marmara bölgesi en yüksek, Doğu Anadolu bölgesi ise en düşük kişi başına GSYİH’ya sahip bölgelerdir.

5.   Eğitim durumuna göre gelir dağılımı

     Bir ülke içindeki fertlerin almış oldukları eğitim düzeyleri bakımından yapılan gelir dağılımı türüdür. Eğitim düzeyinin artmasıyla orantılı olarak gelir dağılımında da bir artış beklemek olağan bir durumdur.

     Türkiye’de birey sayısı bazında kıyaslama yapıldığında en fazla kişi sayısına ait kesim ilk ve orta eğitim düzeyindeki kişilerin oluşturduğu kesimdir. Ancak fert başına ortalama geliri en düşük olan kesim okur-yazar olmayanlar, en yüksek olan kesim ise yüksekokul ve fakülte mezunlarıdır.[7]


6.   Meslek gruplarına göre gelir dağılımı

     Gelirin çeşitli meslek dallarıyla uğraşan kişiler arasındaki bölüşümünü ifade eder. Her bir meslek için ayrı ayrı değil de benzer işlerin sınıflandırılmasıyla oluşan gruplar (ilmi ve teknik elemanlar, müteşebbisler, hizmet çalışanları, idari personel, tarım-hayvancılık-ormancılıkla uğraşanlar gibi) ele alınır.

     Türkiye’de fert başına en yüksek gelir dağılımı payına sahip kesim genellikle müteşebbis, direktör ve yönetici olarak çalışanlar olurken; en düşük paya sahip kesim ise tarımla, hayvancılıkla, ormancılıkla vb. uğraşanlar olmaktadır.


7.   Sosyal gruplara göre gelir dağılımı

     Gelir dağılımında önemli bir tür de sosyal gruplara göre yapılan dağılımdır.
Bu dağılım toplumdaki sosyal grupları meydana getiren ücretli ve maaşlıların büyük bir kısmını oluşturan işçi ve memurlar, küçük esnaf ve sanatkarlar, kendi hesabına çalışanlar ve işverenler arasında yaratılan gelirin nasıl bölüşüldüğünü ortaya koymaktadır. Sosyal grupların sahip olduğu ekonomik gelirler de farklı olduğu için, bir grupta da tam anlamıyla var olan bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Gruplar arasındaki dağılımda adaleti sağlayabilmek için öncelikle gruplar arası ilişkileri iyi belirlemek gerekir.

     Sosyal bir devlet olma anlayışına göre toplumdaki gelir dağılımı eşitsizliklerinin giderilmesi gerekmektedir. Bunun için de belli ekonomik, sosyal ve mali politikaların
uygulanması şarttır. Gelir bakımından zayıf olan büyük çoğunluğa, insan onuruna yaraşır bir düzeyde yaşam koşullarını sağlamak sosyal devletin temel görevlerinden birisidir.

a)   Ücretli ve maaşlılar
    
     İşçiler için yaşama koşullarını belirleyen ve genellikle tek gelir kaynakları olan ücret, toplumdaki sosyal ve ekonomik haklarının ana sorunu halindedir. Çünkü ücret, daha iyi yaşama, barınma, sosyal güvenliğe kavuşma ve sağlıklı yaşama koşullarının belirlenmesinde temel unsur niteliğindedir.

 Türkiye’de emek piyasası içinde önemli bir yere sahip olan işçilerin çalışma hayatı ile ilgili uygulamalar, son yıllarda gelişme göstermesine rağmen yine de ulaşılmak istenilen refah seviyesinde değildir.

     İşçiler gibi kamu çalışanları da uygulanan ekonomik politikalardan direkt olarak etkilenmektedirler. Özellikle kriz dönemlerinde, her sektörde çalışanların ücret gelirlerini düşürmeye yönelik yapılan uygulamalardan kamu çalışanları da payına düşeni almakta ve maaşları reel olarak gerilemektedir. Çünkü genel bütçe içerisinde personel maaşları ve ücretleri önemli bir yer tutmaktadır.



b)   Küçük esnaf ve sanatkarlar

     Bu sosyal gruba dahil kişiler gerek kendi başlarına ürettikleri mal ve hizmetten dolayı, gerekse büyük sanayilere yan sanayi olma özelliğini taşımaları nedeniyle ülke kalkınmasında önemli bir rol oynamaktadırlar.
  
     Türkiye özellikle imalat ve hizmet sektörlerinde; esnaf ve sanatkarların kurduğu küçük ve orta ölçekli işletmelerin daha çok var olduğu bir ülkedir. Dünya çapında da genellikle krizlerin dahi çözüm kaynağı olarak küçük ve orta ölçekli işletmelere olan güven gittikçe artmaktadır.

     İşletmelerin önemli bir bölümünü oluşturan küçük esnaf ve sanatkar işletmeleri, ekonomiye dinamizm kazandırmak, istihdam ve yeni iş imkanları yaratmak, esnek yapıları ile yenilikleri teşvik etmek ve bölgesel kalkındırmayı hızlandırmak gibi birçok önemli amaçlara sahiptir.

c)   Kendi hesabına çalışanlar

     Yıllar içerisinde kendi hesabına çalışan birey sayısı gittikçe azalma göstermektedir. Buna bağlı olarak da kendi hesabına çalışan birey başına düşen ortalama gelir oranlarında da ciddi düşüşler görülmektedir. Örneğin; 1987 Hanehalkı Gelir Dağılımı Anketi sonuçlarına göre % 42,8 iken, 1994’de bu oran azalmış ve % 37,73 olarak gerçekleşmiştir.[8]

d)   İşverenler

     İşveren olarak çalışan birey sayısının yıllar bazındaki istihdamına bakıldığında bir artış görülmektedir. Örneğin; 1987’de bu oran % 3,2 iken 1994’de % 3,7 şeklinde gerçekleşmiştir. Buna bağlı olarak da bu sosyal grubun elde ettiği gelir payı da artış göstermektedir.

e)   Emekliler

     Emekliler de ücret ve maaş geliriyle geçimini sağlayan işçi ve memurlar gibidir. Bir ülkede işçi ve memurun geliriyle ilgili sıkıntılarının benzerini onlar da yaşamaktadır.  Emeklilerin korunması bütün dünyada sosyal güvenliğin temel sorunlarından birisini oluşturmaktadır. Bu sorunun çözüme kavuşması anlamında emekli aylıklarının yeterli düzeyde belirlenmesi ve bu düzeyin korunması, emeklilerin ekonomik bakımdan ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlayacaktır. Ancak özellikle ülkemizde emekli aylıkları hem yetersiz hem de yaşanan enflasyon karşısında satın alma gücünü zorlaştıran bir durumdadır.


8.   Cinsiyete göre gelir dağılımı

     Bu dağılım türü kadın ve erkek bireyler bakımından gelirin dağılımını ele alır. Çalışılan sektörler, eğitim durumu, dahil olunulan sosyal gruplar gibi pek çok kriter bazında bu dağılım uygulanıp kadın ve erkek arasındaki rakamsal farklılıkları karşılaştırma olanağı sağlamaktadır.
    
     Erkeklerin elde ettiği gelir, dünya çapında kadınların gelirinin üzerindedir. Çalışan kadın oranının en düşük olduğu sektör inşaat sektörüdür. Ancak sadece bu sektörde kadınların birey olarak sayısının azlığı sebebiyle, ortalama gelirleri erkeklerden daha yüksektir.





II. BÖLÜM
GELİR DAĞILIMI YAKLAŞIMLARI


A.   Fizyokratik Gelir Dağılımı Yaklaşımı

     Ortaçağda, Fransa’da ortaya çıkan bir fikir hareketidir. Teorisyeni Quesnay’dır. John Locke gibi düşünürlerin etkisiyle, tabiat ve insanlar arasında uyumsuzluklar bulunduğu, bunların giderilerek tabii hukuk kurallarının geçerlilik kazanması gerektiğini savunmuşlardır. Onlara göre kabiliyetler ve vasıtalar insanların kendisine ve başkasına zarar vermeden, akıl ve vicdanlarına göre serbest olarak kullanılırsa tabii nizama yaklaşılabilir.[9]  Sadece kendi kendine bırakılan bir ekonomide tabii nizama ulaşılabilir. Çünkü ekonominin kendine has kuralları vardır ve bunlara hiçbir şekilde müdahale etmemek gerekir. Bu görüşler, fizyokratların “Laissez faire, laissez passer!” (Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!) sloganını ortaya atmalarına neden olmuştur. Devlet müdahalelerinin olabildiğince en aza indirildiği bir iktisadi hayatta, tabii hukuk kurallarının geçerlilik kazanabileceğini iddia etmişlerdir. Fizyokratlar, Adam Smith liberalizminin de özünde yatan bu sloganla, ekonomide serbest ticaret ve mülkiyet hakkının korunmasına büyük önem vermişlerdir. Ancak bu slogan daha sonra anarşizme, aşırı liberalizme ve sosyalizm gibi tepkisel fikir akımlarına da neden olmuştur.

     Fizyokratlara göre; servet ve zenginliğin kaynağı toprak, yani tabiattır. Onların bu düşüncesi büyük ölçüde Fransa’nın 18. Yüzyılda tarımda çok geri oluşundan ve bundan kurtulmak için verdikleri gayretlerden kaynaklanmıştır. Ticaret, sanayi ve diğer serbest mesleklerin gelişmesini, tarım sektörünün gelişmesine bağlamışlardır. Çünkü bu sektörlerde kullanılan her türlü mal ve hammadde tarım sayesinde elde edilmektedir. Diğer sektörlerde iktisadi bir üretim değil, mevcudun el değiştirmesi olayı vardır. Tarımda “bire beş”, “bire on” gibi verim alma imkanları mevcuttur.[10] Bu nedenle de tarımı, tabiatı ve toprağı zenginliklerin kaynağı olarak kabul etmişlerdir.

     Fizyokratlar toplumu dört ana bölüme ayırırlar:
   -toprak sahipleri ( aristokratlar )
   - çiftçiler
   -tüccarlar ve sanatkarlar
   -işçiler ve köylüler.

     Sanayi ve ticaretle uğraşan sosyal kesimleri kısır ve verimsiz kesimler olarak kabul etmişlerdir. Tarımın ön plana alınması ve tarıma dayalı tek tip bir vergi politikasını savunmaları da toplumda zararlı sonuçların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

     Bunun yanı sıra oldukça sistemli tahliller yapmışlardır. Bunları iktisadi olaylara uygulayarak bugünkü iktisat bilgilerinin de gelişmesine yardımcı olmuşlardır.






B.   Klasik Gelir Dağılımı Yaklaşımı

     Klasik gelir dağılımı düşünürleri için; fizyokratlar gibi gelirin sadece meydana getiriliş şekli değil, onun dağılımı da önemli olmuştur. Adam Smith, Joseph Schumpeter, David Ricardo, Karl Marx ve Jeau Baptiste Say bu yaklaşımla uğraşan düşünürlerdendir.


1.   David Ricardo’nun gelir dağılımı yaklaşımı (Ricardo yaklaşımı)

     Gelir dağılımını belirleyen unsur faktör sahipliği ve faktörlerin kıtlığıdır. Ricardo, analizinde iki sektörlü (tarım ve sanayi) bir model kullanmıştır. Analize göre tarımsal üretimin gerçekleştirileceği topraklar sınırlıdır ve toprakların kalitesi homojen değildir. Tarımsal üretim ilk önce en verimli topraklarda yapılmakta ve üretim arttıkça daha az verimli topraklar da üretime katılmaktadır. Tarımsal üretim ayrıca ücret düzeyini de belirlemektedir.[11] Ayrıca bu analize göre tarımdaki iş gücü talebine bağlı olarak çalışan ücretleri artmakta, ücretlerin artışına bağlı olarak da nüfustaki birey sayısı artmaktadır. Bunun sonucunda artan nüfusla beraber tarımsal ürün talebi artmakta ve böylece tarımda çalışan iş gücü ücretleri düşmektedir.

     Bu yaklaşıma göre 3 tür gelir vardır:

1- Toprak sahibinin elde ettiği gelir: Rant
2- İşçi geliri: Ücret
3- Sermaye sahibinin kira ve ücretler düşürüldükten sonra kalan geliri: Kar

     Ricardo’ya göre toprak sahibinin geliri doğaya ve nüfusa göre yeteri kadar verimli arazi bulunmamasından ortaya çıkmaktadır. Rant geliri topraktan elde edilen bir gelirdir. Nüfus ve ihtiyaçlar arttıkça ürün fiyatları yükselir. Fiyat artışlarından kaynaklanan farkı arazi sahibi, üreticiden kira bedeli olarak alır. Yani rant arazi sahibinin çalışmadan elde ettiği bir gelirdir. Bu gelir maliyete ve malların fiyatlarına dahil değildir. Rantlar fiyat yükselmelerine neden olmamakta, aksine fiyatların yükselmesi sonucu rantlar yükselmektedir. Arazi sahiplerine rant verildiği için değil, buğday fiyatları yükseldiği için rantlar yükselmektedir.[12]

     Emeğin fiyatı ücrettir. Ricardo’ya göre emeğin maliyetini ifade eden doğal ücreti ve emeğin piyasadaki arz ve talebine göre cari ücreti bulunmaktadır. Doğal ücret; üretimde emek sarf eden işçinin yaşamını sürdürmesi için gerekli olan, mal ve hizmetleri satın almasını sağlayacak ücrettir. Doğal ücret daima asgari geçim seviyesini ifade eder. Cari ücret ise; emek arz ve talebine göre oluşur. Arz ve talepteki en ufak bir değişme bile cari ücrete yansıtılır. Piyasa koşullarındaki ücret genel olarak doğal ücret seviyelerine yaklaşma göstermektedir.

     Ricordo yaklaşımının dayanağı “Doğal Kanun Felsefesi”nin ‘Mülkiyet Teorisi’dir. Yani mülkiyetin en doğal kaynağı emektir. Bu yaklaşım daha sonraları bu konularda çalışma yapan düşünürlere ışık olmuştur.




2.   Karl Marx’ın gelir dağılımı yaklaşımı ( Marx yaklaşımı )

     Karl Marx, David Ricardo’nun yaklaşımına benzer düşünceler ortaya koymasına rağmen bazı önemli noktalarda görüş farklılıkları söz konusudur.

     Bu yaklaşım “emek-değer” teorisi ve “artık değer” teorilerine dayanmaktadır.  Emek-değer teorisin göre; bir malın üretiminde kullanılan emek o malın değerini ortaya koyar. Malın değeri, o malın üretiminde kullanılan emek miktarı ile doğru orantılıdır. Artık değer teorisine göre ise; işgücünün ürettiği malların sadece bir kısmı ücret olarak işçilere verilir, geri kalanı ise sermaye sahiplerinde kalır. Kalan bu fazlalık kısım artık-değeri oluşturur.

     Karl Marx’ın farklı görüşlerinden bir tanesi de sınıfsal ayrım konusundadır. Giderek artan sermaye, sanayileşmeyi ve üretim teknolojilerinin gelişmesini hızlandıracaktır. Buna bağlı olarak rekabet artacak, böylece kar da giderek azalmış olacaktır. Ayrıca teknoloji geliştikçe işgücü üretimin dışında tutulmaya başlanacaktır. İşçiler arasındaki rekabeti artacak ve işçi ücretleri asgari düzeye indirecektir. İşçi sınıfı böylece sefalete sürüklenecektir. Bütün bunlar sonucunda da emek ve sermaye sınıfları arasındaki çatışmalar gittikçe artacaktır.


C.   Neo-Klasik Gelir Dağılımı Yaklaşımı

     Neo-klasik gelir dağılımı ile klasik gelir dağılımı yaklaşımları; gelirin bölüşümü konusunda farklılık gösterir. Klasik iktisatçılar gelirin sınıflar arasındaki bölüşümü üzerinde dururken, neo-klasik iktisatçılar ise gelirin üretimdeli faktörler arasında nasıl bölüşüldüğü ve faktör fiyatları üzerinde durmuşlardır. Neo-klasik iktisatçılar için bölüşümün ana kaynağı marjinal fayda teorisidir. Her bir üretim faktörünün üretime katılan ilave bir biriminin üretime yaptığı katkı, o faktörün marjinal verimliliğini gösterir.

     Bu yaklaşımla emek ve sermaye faktörleri üzerinde durmuştur. Emeğin marjinal verimi ücreti, sermayenin marjinal verimi ise karı belirleyen unsurlardır.

  Neo-klasik gelir dağılımına göre; her üretim faktörü üretime yaptığı katkıyla orantılı olarak toplam gelirden pay alır ve bu nedenle üretim faktörlerinin marjinal verimlilikleri düşünce gelirden aldıkları pay da düşmektedir.

     Neo-klasik iktisatçılar çeşitli olular kurarak bu düşüncelerini geliştirmeye çalışmışlardır. İlki Marjinalist Okul’dur. Carl Menger, Leon Walras gibi önemli iktisatçılar bu okul altında, marjinal fayda teorisi konusu üzerinde durmuşlardır.

     Bir diğer okul ise Cambridge Okulu’dur. Alfred Marshall ve John Bates Clark bu okulun önemli isimleridir. Marshall’a göre üretime katılan marjinal birimin yaptığı katkı, o faktöre verilecek gelir payını belirler. Ancak Clark’a göre ise üretime katılan son birimin oluşturduğu katkı, o faktörün gelir payını ortaya koymaktadır.

     Bir başka neo-klasik yaklaşım okulu ise İsveç Okulu’dur.  Myrdal, Lindal, Ahlin ve Hausen bu okulun ünlü iktisatçıları ve düşünürleridir

D.   Keynesyen Gelir Dağılımı Yaklaşımı

     Bu yaklaşıma göre tüketim iki kaynaktan oluşmaktadır. Ücret gelirleri ve karlardan kaynaklanan harcamalar tüketimin beslenme noktalarıdır. Basitlik sağlamak amacıyla modelde işçilerin gelirlerinin tamamının ücretlerden oluştuğu ve bu gelirlerin tamamının tüketim harcamalarına ayrıldığı varsayılmıştır. Kapitalistlerin gelirleri karlardan oluşmaktadır ve karlar tüketim ve yatırım olarak kullanılmaktadır.[13] Keynesyen yaklaşıma göre; ekonomide denge durumuna genellikle eksik istihdam düzeyinde ulaşılmaktadır.

     Keynesyen gelir dağılımında iki varsayım vardır. Birincisi ücretlerin parasal olarak belirlenmesi, diğeri yatırımların tasarruflardan bağımsız gerçekleşmesidir. Üretim arttığında; gelir ve istihdam düzeyi de artar. Eksik istihdam olsa bile gelir arttığında tasarruf artar böylece yatırım ile tasarruf eşitliği tekrar sağlanmış olur. Yine de gelirin dağılımında bir değişiklik olmayacaktır. Ücret ve kar arasındaki dağılım hiçbir şekilde değişmeyecektir. İşçi kesim ücretinin tamamını harcama eğiliminde olduğu için tasarruf yapması söz konusu olmayacaktır. Tasarrufu yine zengin kesim yapacaktır ve fiyatlar düzeyi yükselecektir. Ücretlerde bir değişim olmadığı için işçilerin alım gücü gittikçe kötüleşecektir.

     Keynesyen yaklaşımında, gelir dağılımı sorunlarının vergiler ile giderilebileceği savunulur. Düşük gelirli sınıfların vergi yoluyla korunarak gelirlerinde yükselmenin sağlanması ile bu sınıfın tüketim eğiliminin artacağını ve toplam talebin genişleyeceği düşünülür.[14]


SONUÇ


     Gelir dağılımı türleri sayesinde bir ülkenin gelişmişlik düzeyine ait göstergelere ulaşılabilinir. Çeşitli türler bazında yapılmış dağılımlar yardımıyla, ülkeler arasında kıyaslama imkanı doğmaktadır. Bu kıyaslama sonucunda ülkelerin gereken tedbirleri almasında, ona uygun politika izlemesinde önemli yol gösterici durumundadırlar.

     Gelir dağılımı yaklaşımları bazı noktalarda birbirinden ayrılsalar da, tarihsel süreçten beri istenilen amaç daha adil, eşitliğe dayalı bir gelir dağılımı yaratmaktır.

     Gelirin dağılımında özellikle emek esas unsur olmakta ve emeğin hak ettiği gelire sahip olması için çaba sarf edilmektedir.

Özellikle gelir dağılımının daha bo­zuk olduğu geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde dağılımın sonuçları daha da önemli hale gel­mektedir. Çünkü gelir dağılımının bozuk olması, bir yandan iktisadi ve sosyal haya­tı dağınık ve parçalı bir hale getirirken, di­ğer yandan da kalkınmanın belirli aşama­sında talep yetersizliği doğurmakta, gelişmenin sağlanmasına engel teşkil etmektedir.







KAYNAKLAR

Işığıçok, Erkan, “Türkiye'de Gelir Dağılımı ve 1987-1994 Gelir Dağılımı Araştırmalarının
Karşılaştırmalı Bir Analizi”, Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, C.16, S.1, Mayıs 1998.

Karluk, S. Rıdvan, Türkiye Ekonomisi Tarihsel Gelişim Yapısı ve Sosyal Değişim, Beta
Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1996.

Kuştepeli, Yeşim, “Türkiye’de Genel Gelir Dağılımının Analizi ve İyileştirilmesi”,
Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İktisat Bölümü, İzmir.

Rehber Ansiklopedisi, “Fizyokratizm”, http://www.turkcebilgi.com/fizyokratizm/ansiklopedi

Şanlısoy, Selim,”İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinin Gelir Dağılımı Üzerine     Etkileri-Türkiye Örneği, (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisat Anabilim Dalı), İzmir. 2000.

Tanrıverdi, Pınar, “Gelir Dağılımı ve Vergilerin Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri”,
(Yüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim Dalı), Denizli, Ekim 2007.

VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı-Gelir Dağılımının İyileştirilmesi ve Yoksullukla Mücadele
Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara Devlet Planlama Teşkilatı, 2001.




[1] Karluk, S. Rıdvan, Türkiye Ekonomisi Tarihsel Gelişim Yapısı ve Sosyal Değişim, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., İstanbul, 1996, s.67.
[2] Işığıçok, Erkan, “Türkiye'de Gelir Dağılımı ve 1987-1994 Gelir Dağılımı Araştırmalarının Karşılaştırmalı Bir Analizi”, Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, C.16, S.1, Mayıs 1998.

[3] Kuştepeli, Yeşim, “Türkiye’de Genel Gelir Dağılımının Analizi ve İyileştirilmesi”, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İktisat Bölümü, İzmir, s.6.
[4] VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı-Gelir Dağılımının İyileştirilmesi ve Yoksullukla Mücadele Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara Devlet Planlama Teşkilatı, 2001, s.4.
[5] a.g.r., s.16-19.
[6]  a.g.r., s.28.
[7]  a.g.r., s.37, s.38.
[8]  a.g.r., s.51.
[9] Rehber Ansiklopedisi, “Fizyokratizm”, http://www.turkcebilgi.com/fizyokratizm/ansiklopedi, (9.11.2009)
[10] A.g.w., (9.11.2009).
[12] Şanlısoy, Selim,”İhracata Yönelik Sanayileşme Stratejisinin Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri-Türkiye Örneği, (Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisat Anabilim Dalı), İzmir, 2000, s.15- 16.
[13] A.g.pdf, slayt 14.
             [14]Tanrıverdi, Pınar, “Gelir Dağılımı ve Vergilerin Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri”, (Yüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim Dalı), Denizli, Ekim 2007, s. 12- 13.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder